İlanı aşk etmek zordur kimi zaman. Bu gibi durumlarda aşk sözlerini
kullanmak gerekebilir. Aşk sözlerine karşlık alıp almamayı düşünmeden,
sevdiğimiz kişiye ilanı aşk etmek gerektiğini
düşünüyorum. Hem bence öyle afilli sözlerede gerek yok. Seni seviyorum
diyin, hoşlanıyorum diyin, ama güzel bir dille söyleyin, kibar olun
yeterlidir. Karşı tarafta size ilgi duyuyorsa bu zaten seviyorum demeniz
bile yetecektir.
Yine gün bitti, yine akşam üzeri ve ben öylece durmuş seni düşünüyorum
sevgili. Yorgun ve argın. İş, güç falan değil beni yoran. Seni
düşünmekten bitap düşmüş ruhum... “Ahh burda olsaydın”larla dolu
cümlelerim... Buralarda olsan ya sevgili. Yanımda, burnumun dibi kadar
yakınımda... Göğüs kafesimin içi kadar yakın hatta. Her vuruşunda adını
hatırlatan kalbim kadar yakın. Seni düşünüp içtiğim sigara dumanı kadar
yakın olsan.
Bir bahar sabahı gibi baksa yine gözlerin. Ahh o deniz gözlerin... İlk
görüşte vurulduğum... En zoru da onları unutmak be sevgili. Gökyüzü
kadar maviler çünkü ve bir deniz kadar derin, uçsuz bucaksız. Ben şimdi
nasıl unutayım ki gözlerini? Ha canım nasıl unutayım, gözlerimi açar
açmaz gökyüzünü görürken gözlerinin renginde? Seni unutmak için
çabalayıp gözlerinin rengindeki denizin kıyısında yürürken... Sevdiğin
şarkıyı yüzlerce kere açıp bıkmadan usanmadan dinlerken, sayende
bilmediğim bu şarkının her notasını ezberlemişken nasıl unutayım ki ben
seni?
Şarkılar tutuyorum hala sana radyoda. Kulaklarında çınlasın diyorum
içimden. En sevdiğin şarkıyı bir kez daha olsun dinleyelim beraber
diyorum sonra. En sevdiğin filmi beraber izleyelim her repliğini ezbere
biliyor olsam da. Senle hayatı bir daha yaşayalım istiyorum. Sıfırdan ya
da tekrardan... Kendi alfabemizi kuralım seninle. Bambaşka ve bize ait
bir dilde “aşk” olsun bizimkisi.
Sen hiç gitme mesela. Ben de hatırlamayayım her sigara içişimde seni.
Sigaradan çektiğim her nefeste sen dolma ciğerlerime. Kahvemden aldığım
her yudumda “O da çok severdi kahveyi.” dedirtme bana. Bu kadar yakma
canımı, bu kadar geçmiş olma, geçmişim olma.
Kış geliyor, soğuklar ha geldi ha gelecek. Aklım sende kalmasın, “sıkı
giyin.” diyebilecek kadar yakın kal sadece. İçtiğim suyun her yudumunda
hatırlayacağım kadar işlemişken içime... şimdi gitme. Kal benimle.
Gerginken saçlarınla oynayışını izleyeyim bir köşede sessizce. Bana
bakıp gülümse diye bekleyeyim saatlerce.Sigaranı gözümün önünde yak
yine. Kendimi düşünmediğim kadar seni düşüneyim içimden, “Yine çok
içiyorsun.” diyeyim. Gitme sevgili, gitme. Gitme de yine kendimden çok
seveyim seni.
Gözlerin bu denli kandırabilirken kalbimi söylesene inanarak en büyük günahı ben mi işledim ?
Sen benim için 4 mevsim gibisin üzüldüğünde kış sevindiğinde ilkbaharı
yaşar bu gönlüm hepsi birbirinden özeldir Davincinin monalisası mozartın
senfonisi misali…
Bir gün olur da ölürsem gözlerine bakmadan önce bil ki toprak
olmadığından daha soğuk taş olmadığın daha ağır yerim hiç olmadığı kadar
dar gelecektir…
Sen yokken aşka küçükken top oynayan çocukları izler gibi bakıyordum
hep bir umutsuz ve dışlanmış şimdi ise sana her baktığımda en büyük
umudu yaşıyorum.
Eğer seni kaybetmek olacaksa bu hayatın sonucu, kalbim cehennem yerine döner yanar birer birer mutluluk,hayal,gözyaşı…
Gerçekten sevebilmek isteseydin beni boğarak öldürmeye çalıştırdıklarında nefesinde saklardın beni ki kimse erişemesin.
Gözlerine her baktığımda içinde kaybolduğum bu güzelliğin hiç
bitmemesini isterdim hep daha fazla kalmak belki de kaybolmak içinde...
Mutluluk eğer egoyla kazanabilseydi yolda kullandığınız insanlar kadar mutluluk verir…
Belki de baştan başlamak gerekir ademle havvadan güneşle rüzgardan bulutla yağmurdan sen ve aşktan belki de…
Bir tiyatro sahnesi seni sevmek,izlerken her an heyecanlanmak oyuncuları biziz bu sahnenin unutma son perde hiç olmayacak.













Hiç yorum yok:
Yorum Gönder